Ne güzel bir isim karaoke

Liseyi özlüyorum ben

2020.07.07 13:14 hero_maras Liseyi özlüyorum ben

Liseyi özlüyorum ben, belki de en güzel lise zamanlarını yaşadım yaşanabilecek. Aydın/söke yolunda, bir ormanlık arazinin içinde, insanlardan uzak yatılı bir liseydi bizimki. Ailemizden ayrıldığımız da ufaktik, ama bize yol gösterecek üst devreler vardı, kimi zaman abilik ederlerdi. Ayrıca şu anki üniversitemin kampüsünden daha büyük bir lise kampüsümüz vardı, arkasında gerçek büyüklüğe yakın bir çim top sahamız, ilerisinde portakal bahçemiz, güneşin batışını seyredebilecegimiz adabelen tepesi, gece yatılı hocayla yapacağımız çaylar, okulun etrafında cinli olduğunu düşündüğümüz 80-90 yıllık evler(sit alanı olduklari için yikilmazdi, gece mumla içlerine girer birbirimize hikayeler anlatirdik), bir de okulun açık hava sinemasi. Ben güreş takımında olduğum için okulun rutinim ise sabitti. Sabah 5te kalkar yürüyüşe çıkardım ilk. Gece kızlar yurduna kadar inen domuzların ayak izleri olurdu yolda, sabah sincaplar yeni yeni ellerine fındık alıp dolanmaya başlamış olurdu. Geceleri net göremediğimiz ama sesini duyduğumuz baykuştan tut karşıdaki agackakanakadar. Sabah koşusunda yanıma gelirdi okulun garfieldı mazlum(kedi). Ceylan isimli kopek uzaktan bakardı. Güneşin mavi ışıklarını attıktan sonra okula geçerdim.
Okulda ise ödenek ayrilmazdi, fakat okulun yolundaki taşları dahi elleriyle dosemis(mecaz yapmıyorum) müdürümüz kalan boyaları ayirirdi bize, biz de okulda merdivenleri, müzik odasını falan boyardik. Gökkuşağı gibi her basamağını ayrı renge boyadigimiz taş merdiven ve boyalı ellerimizle kendimizden bir iz bıraktığımız, hala daha duvarlarında ellerimizin izleri olan müzik odasi. Bir müzik hocamız vardı zaten ramço dediğimiz, adam seviyordu hayatı. Bizim 3-4 üst donemler 2013te mi ne yari finale kalmış yetenek sizsinizde ritim grubuyla. Onlara öğrettikleri o öğretir okulun tek piyanosunu calmamiza izin verirdi. Okulda "yılda 5 gün etkinlikleri" isimli etkinlikler olurdu, hukuki temelini nasıl sağladılar bilmiyorum ama 5 gün boyunca etüt olmazdı. O zamanlarda da okulda futbol, basketbol turnuvaları falan duzenlenirdi. Bir de bizim matematik hocalarindan birinin tavukları ve koyunları vardı, hep top sahasında otlatirdi amk çocuğu koyunları. Turnuvadan önce tekrar uzasın otlatma diye tembihlerdik onu. Turnuva geldiğinde ise banklar açık havaya taşınır, taraftarlar ve antrenör hocalar bir yere geçerdi. Beden eğitimi öğretmenimiz eski milli guresciydi yanlış hatırlamıyorsam ama futbol maçlarında da hakemlik yapardı. Turnuva bittiğinde ise yan tarafta mangalı kurmuş bizim okulun aşçısından köfte ekmeklerimizi alırdık.
Ha bir de açık hava sineması vardı okulun. patikanin yukarısında ayrılmış taş bir duvara projeksiyondan film yansitilmasiyla hazır hale gelirdi. Yılda 5 gün etkinliklerinde biz sandalyeleri taşırdık, kızlar ise yemekhanede mısır patlatırdı. Saat akşam 10 gibi hocalarla birlikte gecerdik sinema alanına. Yerler yeşillik olduğu için yerlere otururduk, sevgilisi olanlar hocaların gözüne batmamak icin arkalarda bir yerlere geçerdi, kimi gruplar ise çekirdeğini getirir muhabbet ederdi az uzakta. Biz misirimizi alır yere ceketlerimizi serer film izlerdik. Saat gece 12-1 gibi ise taş patikada okulumuzun sokak lambalarinin arasından yürüyüp yurda giderdik.
Yılda 5 gün etkinliklerinde olan onca şeyi, karaoke yarışmalarından halat çekmesine, çay etkinliğinden yumurta taşımasına veyahut su savaslarini gectigimizde etkinliğin dışında normal okul zamanlarında da tonla şey olurdu. Yatılı okul olduğumuz için gece konserleri olurdu mesela, okul başkan seçimlerinden sonra ayda bir akşam 9dan gece 1e kadar sürerdi. Normalde 12ydi ama biz müdürümüz aslan cafere yalvarinca bizi kiramazdi, hadi hadi hadi demesine rağmen kimi zamanda biz gitmezdik, kalabalık dağılmazdı yurtlara. He bir de portakal bahçesine pikniğe gitmek dışında trekking de düzenledik okul içinde. Dedim ya ormanın içindeydik diye, yürüyüşü seven hocalar ve öğrenciler olarak sabahleyin okulum bahcesinden bir girerdik, yukarı patika tepe eski evler papatya bahçeleri derken 2 saatlik bir yolculuk olurdu. Kimi zaman da yurda bisiklet getirmiş olanlar yanımızdan geçerdi biz yürürken.
Yemekhanede ise yemeklerden önce konuşmalar yapılır, duyurular verilirdi. En son her şey bittiğinde ise o günün nöbetçi öğrencisi hep heyecan verecek, akillara kazınmış şu dizeyi okurdu:
"Tanrımıza hamdolsun!
Milletimiz varolsun!
Afiyet olsun!"
Afiyet olsun dendikten sonra başlardı herkes yemeğe, çatal kaşık sesleri birbirine karisirdi. Yemekte kimi zaman et, kimi zaman ot olurdu. En favorimiz ise tavuk lokma olarak kaldı hep. Ödenek olmadığı için ise müdür çakallık yapıp diğer okullar gibi şirketlerle anlaşmak yerine bizim asciyla anlaşmış, yemek sayılarını düzenlemiş ve ucuz ama tadı güzel yemekleri yememizi saglamisti. Patates kizartmasindan makarnasina, karniyariktan diğer yemeklere kadar. Hatta ara ara balık-tahin veyahut sucuk ekmek de olurdu, para artardı neredeyse. Büyük adamdı Cafer müdür. 2016 senesinde ise sürdüler tabi zorla. Sevmediler çalışan adamı, ak partili değilsin dediler. Yerine ak partili başka bir müdür geldi, çalışmadı doğru düzgün. Karısını ise müdür yardımcısı olarak atadilar. Neyse ki okulun temelleri sağlamdı da yeri geldiğinde müdürün karşısında dik durabilecek insanlardan oluşuyordu.
Kötü şeyler de oldu iyi şeyler de. Ama iyi veya kötü, hepsi güzeldi. Hayatın kaç bucak olduğunu, gerçek dostluğu, paylaşmayı ve diğer tonla şeyi orada öğrendik. Sonra üniversiteyi kazanıp üniversiteye gittik. Adam olduk bayağı. Hala daha görüşüyor, eski okulumuzu ziyaret ediyoruz. İşin ilginci mezun toplantılarında 1990 mezunlari dahi oluyor. Bizden önce okul öğretmen lisesi olduğundan(benim zamanımda fen lisesi oldu) okulun mezunları öğretmen olduklarında atamayı direkt oraya istiyorlar. Hatta matematik hocalarımızdan birinin coğrafyacının öğrencisi olduğunu, hatta suanki meslektaşı, eski ogretmeni tarafından vakti zamanında disipline verilmiş olduğunu ogrendigimizde çok şaşırmıştık. Ben de 2018 senesinde eski okuluma gidip küçük çaplı bir seminer vermiştim, bizim arkamızdan gelen onca insana bakınca nedense mutlu olmuştum bayağı. Yurda girdim mesela, yeni nesillerle oturduk tütün sardık muhabbet ederken. Vakti zamanında bizim kullandığımız gözlem köşesine diktik yine birini. He bir de bizim zamanımızda duşlar ortakti ilk. Biz lise 2yken yurdumuza yıkılma tehlikesi kondu, boşaltıldı. Ödenek vermediler dedim ya, o yüzden restorasyon da olmadı. Biz eski kız yurduna geçtik aktif kullanımda olmayan. Orada ilk defa ayrı duş diye bir şey olduğunu çözdük. Artık 40 kişi duşta muhabbet edip sıra beklemeyecektik, çünkü tüm yurdun kullandığı 15 tane duş yerine 4 kişilik odamıza ait bir tuvalet ve dusumuz vardı. Benim lise 3te güreşi birakmamin ardından artık sabah kalkabilen insan kalmadığı için odada, sabah okula yetisicez diye aceleyle kalkardik. Biri tuvaletini yapar diğeri banyoya girer diğeri dış fircalardi aynı anda, shamelessin introsuna dönerdi banyo. O bile güzeldi ama.
Onu bile özledim sanırım.
submitted by hero_maras to kopyamakarna [link] [comments]